Cumartesi günü, Istanbul'daki tüm kara taşıtlarının aynı anda yollara döküldüğü ve hepsinin aynı anda bir kıtadan bir başka kıtaya geçtiği saatlerde, kızımla birlikte, azimle tamamlanan bir yolculuk sonucu Emirgan'a vardık. Ve her Emirgan'a varıldığında yaptığımız gibi denizden derin bir nefes çekip, güzel bir yemek yedik ve bahçesinde "kocaman demirden bir at olan" köşke gittik...
Arka arkaya Auster okuduğum dönemde bir roman kahramanı olarak tanıdığım güzel ve sıradışı bir kadının, gerçekten varolduğunu öğrenmiş, şaşırmış ve bunun edebiyatın büyülü gücü -yoksa mucizesi mi demeliyim ? - olduğunu düşünmüştüm. Önceleri Maria - yani Sophie Calle- benim için betimleme ile vücut bulmuş, kelimelerle yaratılmış, inşa edilmiş, ete, kemiğe bürünmüş bir insanken; artık hiç kurulmamış cümlelerin, hiç yapılmamış tasvirlerin, hep gizemli kalan yanı; farklı duran, farklı bakan ve yüzlerce metne esin kaynağı olan gerçekliği ile yaşamımın kayda değer ironisi olarak not aldığım bir sanatçının "Son kez, ilk kez" isimli sergisini gezdim kızımla.
Sophie Calle'ın çalışması üç bölümden oluşuyordu.
"Son İmge", görme kaybıyla doğan veya sonradan kaybetmiş 13 kişinin hatırladıkları son görüntü üzerineydi. Her bir kişi için iki fotoğraf ve bir metin hazırlanmıştı. Önce birer portreleri ve hemen altında hatırladıkalrı o son görüntü kaleme alınmıştı. Ve Sophie Calle anlatılan o son karenin fotoğrafı ile çalışmayı bütünlüyor; izleyenin "görmek" ve " görmemek" üzerine sarsıcı bir biçimde düşünmesini istiyordu.
İkinci bölümün adı "Denizi görmek" idi. Bu kez İstanbul’da yaşayan ancak denizi hiç görmemiş insanların denizle ilk kez karşılaşmaları Caroline Champetier'in çektiği on video ile kayda alınmıştı.
"Göremeyenin gördükleri" ile "Görenin görmedikleri" üzerine çok çarpıcı ve çok anlamlı bir çalışma olmuştu. Yutkundum. Son bölüme girmeden hemen önce büyük camın önüne çekilen kalın perde aralanmış ve o aralığın önüne bir sandalye çekilmişti. Ağaçların ardından deniz görünüyor; Calle benim için "her zaman gördüğün o denize; otur bir de bu sandalyeden bak" diyordu. Bak ve gör ve biriktir. Ama ben o sandalyeye Defnemi oturtum hem ona hem denize baktım....
Son bölümde iki cümle vardı.
"Gördüğüm en güzel şey denizdir, öyle uzaklara uzanır ki görmez olursunuz...” ve “1986’da doğuştan kör insanlar tanıdım. Güzelliğe dair imgelerinin ne olduğunu sordum onlara. İlk yanıt veren, bana denizi anlatan adamdı...”
Hemen altında "Deniz Fotoğrafı"...
Bu Cumartesi şanına yakışır şekilde geçti...
Kıtadan kıtaya geçişlerimiz tüketse de sabrımızı; bu güzel şehrin şanslı sakinleriyiz...

4 yorum:
Gerçekten "Son kez ve İlk kez..." sergisi insanın içine işleyen ilginç bir çalışma olmuş. Bende gittğimde çok etkilenmiştim.
Bu arada aklında olsun Kanlıca'dan Emirgan'a motorlar kalkıyor, balıkcı sandalı irisi. Köprü ve Boğaz'ın trafiğine takılmadığın gibi deniz havasıda alıyorsun. Ayrıca baba kız Kanlıca'da bir yoğurtda yiyebilirsiniz.
Kesinlikle katılıyorum Dostum,
Kanlıca - Emirgan önerin altı çizilerek not alınmıştır.
Oysa ki ben o kadar özledim ki denizi...
Denize açılan pencerelerim yok artık..
Arada bir yolunu değiştirip denize kaçmalı...
Kaç mutlaka...
Yorum Gönder