Karın Deştiren Karl Üzerine...


Kocaman bir alet çantam var; içinde yapıştırıcı, çivi, bant, kerpeten, keski, ampul, rondela, pim, mezura, testere, zamk, fırça, don lastiği, musluk başı, tel, anahtar seti, zımpara kağıdı ve yüzlerce anlamsız ıvır zıvır var ama bir tane çekiç yok. Orak var; çekiç yok.
“Aslı, çekici gördüm mü? Bulamıyorum.” diyerek cevabını bildiğim bir soru soruyorum. “Bu orağı kim koydu ortaya? Apartman dairesinde orakla ne yapılır?” bunun da cevabını biliyorum ve zaten Aslımın mutfaktan bana yetişmeye çalışan sesini  duyamıyorum; Çünkü daha yakından, odamdan bir başka ses “Ben” diyor “Ben, koydum”
Alet çantamı ortada ve dağınık bırakıp usulca kilerin kapısını kapatıyorum. Derin bir nefes çekiyor; gözlerimi  kapatıyor; iki adım atarak odamın kapısında beliriyorum. Gözlerimi açıyorum. Sesin sahibini; orta kitaplığın üçüncü rafından ayaklarını sarkıtmış otururken buluyorum.
“Hoşgeldin Karl.” diyorum. “Hoş bulduk”.
“Nasılsın?”
“Standart... Sen?”
“Fena... kesici aletleri artık ortada bulundurmuyoruz... Haberin olsun. Artık çocukluyuz.”
“Dikkate alırım...Değişmişsin, kilo mu aldın biraz?”
“Hayır almadım. Son görüşmemizden bu yana aynı kilodayım. Sende aynısın...”
“Sağol ama istesem de değişemiyorum.”
“Bu aralar çok popülersin. Son bir senedir, Amerika’lı gençler alanları, meydanları işgal edip ne kadar haklı olduğunu; yaşanan tüm çöküşü yıllar evvel gördüğünü; sistemini, savlarını, sözlerini, manifestonu kendilerine marş edindiler. Kapitalizmin anavatanında geç bir şöhret yakaladın; Amerika’yı da keşfettin. Bu ne acayip ironi...çizgi romanlarını iğrenerek takip ediyorum. Ucuzlatıyorlar seni...Hazmedemiyorum...”
“Hıh” diye gülümsüyor. ”Biliyorsun ki hareketi başlangıcından itibaren çelişki ile bağlantılı olarak açıklamıştım. “
“Yani hep haklıydın. ve bunların olacağını biliyordun.”
“Bir anlamda... Ama ben buraya kabul görmüş felsefemi seninle tartışmaya gelmedim... Bir süredir seni izliyorum.... Bir çok şeyi, özellikle hayallerini unutarak yaşayabiliyor olmanı hayretle karşılıyorum.”
“Unutarak yaşamak en önemli ve güzel özelliğimiz değil mi? El Turco böyle birşey işte, biliyorsun. Biz  hep unuturuz.”
“Doğru ama kendini bu odanın içine sokup; anahtarını yutup; üstüne de su içip; ardından karalar bağlayarak ardından nereye koyduğunu unutarak "Şu anahtarı bir bulsam; özgürlüğüme kavuşsam" diye kendini hırpalaman bir paradoks yaratmıyor mu?.”
"Ne yapacağım peki ? “
“Karnını deşip o anahtarı çıkaracaksın”
“Ama bunu yaparken kan kaybından ölebilirim”
“Yaşamak için bu riski almak gerekiyor. En kötü ihtimal yaşama bağlılığına kendini kurban etmiş olursun.”
“Orağı onun için mi koydun ortalığa”
Hayır, çekiçle her ne iş yapacaksan yardımcı olsun diye.”
“Her şeyin altında bir mana arama diyorsun”
"Zincirlerinden başka kaybedecek birşeyin yok diyorum”.
“Sağol Karl”
“Daha sık oku beni.”
“Hep okuyorum.”

2 yorum:

"ELİF" dedi ki...

İçindeki o anahtar herşeyi çözecekse,o zaman biraz riske girmek lazım .
Bence o anahtarı al, ne yapmak istiyorsan,ne olmasını istiyorsan o kapıya doğru yönel ve anahtarınla
aç.Belki ruhun bu sıkışıklıktan kurtulur.
Kimbilebilir?
Ya da üç yanlış bir doğruyu götürür.

B.Ozgun dedi ki...

ya da üç doğru bir yanlış etmiyor...
Aldım anahtarı Suna Abla'ya gittim.