Kuzey yarımküreye hazan ayları vardığında ve okunacak sayfalar, yazılacak notlar, kurcalanacak makaleler, sert kalın kapaklı kitaplar masa kenarında yığıldığında ve gün vakti gök bulutlandığında ve bunlar için elde avuçta zaman olmadığında kısacası her sebebin sonucunda müziğe sığınıyorum yüksek sesle.
Defnem “Baba bu caz mı?” diye soruyor. Öyle güzel soruyor; tarifleyemiyorum. “Caz” diyorum. “Ne anlatıyor?” diye soruyor yine aynı güzellikte. Aniden atılıp onu kucağıma alıyor ve dans etmeye başlıyorum. Gülüyor döndükçe; döndükçe doyamıyorum kahkahalarını izlemeye. Yığılıyoruz koltuğa... Nefes nefese.
“Kantalup Adası diye bir yer varmış uzak denizlerde. Bu adada mis kokulu, baldan tatlı kantaluplar yetişirmiş. Bir babayla kızı her sabah daha güneş doğmadan küçük teknelerine atlayıp denize açılır o adaya giderlermiş. Mis kokulu kantaluplara bakar, onları sever, olgunlarını toplayıp tekneye koyar; eve dönüp bir kısmını yer, bir kısmını pazarda satarlarmış...”
“Kantalup nedir baba?”
“Kavun”
“Neden kavun demiyorlar peki?”
“Bilmiyorlarmış adını da ondan. Adada ilk gördüklerinde küçük kız sormuş baba bu nedir diye? Babası da bilmiyorum demiş. Almışlar ellerine orasını çevirmişler, burasını evirmişler, altına bakmışlar, üstüne vurmuşlar, koklamış bir şeye benzetemeyince içini kesip açmışlar ve mis kokulu, baldan tatlı bir meyve olduğunu görmüşler. Adı olmayan bir meyve... Küçük kız, "Baba bunun adı Kantalup olsun mu? demiş. Babası da "Olsun, bakalım..." demiş.... Zaten bütün güzel ve tatlı şeylerin adını küçük kızlar koymuştur bilmiyor musun?”
“Öyle mi? “
“Öyle tabi. Mesela çileğin adı nerden geliyor sanıyorsun?... Çilek kız, kendi adını vermiş en sevdiği meyveye...”
“Yaaa !!!”
“Tabi yaa. Devam edelim mi?"
“Edelim”
“Sonra babayla kızı kantalupları tekneye doldurup eve götürmüş anneyle beraber oturup afiyetle yemişler. Anne de çok sevmiş. Ama kilo yapar diye baba ile kızı kadar çok yememiş. Siz yiyin benim yürüyüş yapmam lazım demiş.”
"Sonra ?"
"Sonra şarkı bitmiş..."

3 yorum:
Pazar pazar çok güzel geldi bu yazı..
Sevgiyle...
:-)) baba-kız diyaloğu pek sevimli.
yalnız Defne'nin müziğin ne anlattığını sorması işin ilginç yanı. günümüz çocuğunda bu merak duygusunu oluşturabilmek, hele ki sanatta büyük başarı. darısı zatımın başına :-)
Tesekkurler...
Yorum Gönder