Sevgili Anna,Ağabeyin William’a yazmış olduğun mektup ilginç bir şekilde elime ulaştı. Ne yazık ki bana ait olmayan mektupları okuma konusunda zaafiyetim var. Her ne kadar gönderileni ben olmasam da; yazılanı ben mişim gibi davranmayı seviyorum. Doktorum buna genel hatlarıyla kişilik bozukluğu diyor. Ben de tam aksine bozuk olanın doktorum olduğunu düşünüyorum.
Tüm yazdıklarını gözlerimi kırpmadan dehşet içerisinde okudum. Bu kısacık dönemde hayatta kalma çabana ve ısrarlı savaşına hayran kalmamak içten bir davranış olamazdı. Adından bahsetmediğin ancak “Son şeyler ülkesi” olarak tanımladığın kaos ortamını soluksuz okumamın nedeni benimde farklı bir açıdan tutunmaya çalıştığım kendi ülkemle bir çok ortak noktası olması idi. Biz buraya “Aynı şeyler ülkesi” diyoruz.
Tıpkı senin yaşadığın yer gibi burası da insanlıktan çıkmış durumda. Sokaklarımız şiddet, tecavüz, hırsızlık ve gasp vakaları ile dolu. Bir gece şehrin merkezinde en işlek caddesinde yürüyüşe çıkan bir kadın ensesinden vurulup yere yığılabiliyor. Bütün köşeler azılı haydutlar tarafından tutulmuş durumda. Tutulan köşeden geçerken veya o köşede dururken hesapsız para vermek zorunda herkes. Sizin paranız glot; bizimki lira. Herkes bu lanet para ile hayatını sürdürmek için elinde, avucunda hatta ruhunda ne var ne yok satıyor. Tam bir kaos ortamında yaşıyoruz. Bugünün doğruları yarın aniden yanlış, ertesi gün aniden tekrar doğru olabiliyor. Evet sizdeki gibi hükümetlerimiz çok sık değişmiyor. Hatta bir gelen bir daha gitmiyor bile diyebiliriz. Ama ne var ki aynı kalanlar sürekli biçim değiştiriyor. Dün kardeş kavgasına son vereceğim diyenler; bugün kavgayı körüklüyor; yarın hiç birşey olmamış gibi davranabiliyor mesela. Ve ne yazık ki otorite bu kaostan besleniyor.Bizimde otoriteyi temsil eden görevlilerimiz topuklarını birbirine vurarak selam veriyor. Sizden tek farkımız ne biliyor musun Anna? Siz sonu tüketmeye çok yaklaştınız biz ise hergün yeniden başlıyoruz.
Not: Görsel Eduardo Leruste'ye aittir
0 yorum:
Yorum Gönder