Motto'ya mektuplar...

Sevgili Motto,

İlk mektubunu aldıktan sonra oturup uzun uzun düşündüm. En son ne zaman bir mektup aldım ve ne zaman bir mektup gönderdim ?... Ne kadar acıdır ki hatırlamıyordum. Ve sordum kendi kendime, hiç mektuplaşamamamın nedeni yalnızlığım mı yoksa, kaybolmuşluğum mu diye. Yalnız olma fikri hemen ve aniden silindi beynimden çünkü insanın senin gibi dostları varken yalnızım demesinin nankörlük olacağını düşündüm. Ve doğal sonucu olarak geriye kaybolmuşluğum kaldı. Ve yine ne acıdır ki gün geçtikçe kaybolmaya, unutmaya, kanıksamaya devam ettiğimi endişe ile farkettim. İşte tüm bunları bana hissettiren mektubun; elime kağıdı kalemi alıp sana seslenmeye yöneltti beni. Sırf karşı koymak için durağanlığımıza, kayboluşumuza…Hakkı neyse vermek isterim bir mektubun. Fikirse fikir, hasretse hasret, sırsa sır ne gerektiriyorsa bu mektup için ödemeye hazır hissediyorum kendimi.

İlk olarak gönderdiğin mektubu okudum dostum ve senin adına hem sevindim; hem üzüldüm. Yepyeni başlangıçlara yelken açmanın eşiğinde olman beni mutlu etti. Çünkü aşk bu dünyadaki en önemli hadise. O olmadan yaşam anlam kazanmıyor. Üzüldüğüm konuya gelecek olursam o da yaşadığın ikilemdir. Mektubun baştan sona çelişki içinde kalmış bir Motto’yu  anlatıyordu. Bu ikilemde kendi içinde o kadar çok dallanıyordu ki korktum. Su anda Chopin dinliyorum ve inan bana seni anlatiyor.  Prelude No.8 F Sharp minor Op.28 isimli eseri. Biraz melakonlik, biraz kafasi karışık. Biraz senden, biraz ondan bahseder gibi. Demek istediğim şu ki Kramer’den önce senin ne istediğin önemli, kendini yalnız gördüğün için mi ona ihtiyaç duyuyorsun; yoksa gerçekten onunla yan yana gelince ellerin terliyor mu?  Yüreğinin vuruntusu kulaklarında uğulduyor mu? Yoksa ben seninle açık yürekli olarak paylaşmak isterim ki kadınlar için sevgili olmak ile arkadaş olmak arasında incecik bir çizgi vardır diye düşünüyorum. Ve bu çizgiyi istedikleri zaman bir o yana bir bu yana çekebilirler. Senin yanında bir sevgilinin nasıl davranması gerekiyorsa tüm kurallarına uyarak sana yaklaşan bir kadın ertesi sabah telefonda; “sen benim en yakın arkadaşımsın” deyip  yeni sevgilisini heyecanla anlatabilir; uzun yıllar arkadaşım, dostum dediğin bir kadınla bir bakmışsın bambaşka şeyler paylaşır; yıllardır hasretini çektiğin bir ilişkinin yanı başında dururken neden farkına varamadığını düşünür bulursun kendini. Neden ? Bunun cevabını bende bilemiyorum ama ne yazık ki bu böyle. Kabullenmekten ötede yapacak birşey yok. Ve aşk değişir; sana gore, bana göre. Sen değişirsin. Ben değişirim. Hayat değişir. Sen sorun istemezsin aşkında; ben isterim. Sen çabuk kabullenmezsin ben ederim. Değişir anlayacağın kişiden kişiye. Ama ortak olan herkes için şu histir. Hayatında kendini hiç olmadığı kadar yaratıcı ve kudretli ve güçlü ve uykusuz hissedersen aşka düşmüşsün demektir. Uzun lafın kısası umarım Kramer seni hak eder şekilde davranır ve gönlünü kazanır.
Gelelim “Kitamura” isimli hikayene; bu hikayenin sonu için inan ki merak içerisindeyim. Hala kulakalrımda “bugün çok ilginç bir hikaye dinledim onu yazacağım…” sözlerin yankılanmakta. Merakla bekliyorum. Bir öneri sunmak isterim sana; elinde eğer Cocobana’ya ait resimler daha fazla var ise -ki eminim vardır- bunu resimli hikaye olarak tasarla. Her bölüm arasına bahsi geçen yerlerin dönem fotoğraflarını koy. Hatta bunu görsel bir şölen olacak şekilde hazırla üzerine müzik ekle. Resimli müzikli, çalgılı çengili bir hikaye olsun. Sonra insanlıkla paylaş… Artık buna da tepki vermezler ilgilerini çekmezse söyleyecek sözümüz kalmaz.
Değerli dostum Motto, sabırsızlıkla bir sonraki mektubunu bekliyorum. Annemin ellerinden öperim; Hürmetli babanıza saygılarımı sunarım. Esenlikle kal.
Cinquecento

Not: Bunlar kırmızı mektuplar; gerçekler ve saptırılmışlar...

0 yorum: