Motto'ya mektuplar - II

Sevgili Motto,

Uzun zamandır devam eden kendimi keşiflerim sonucunda o kadar az neticeye varabildimki; kararsız insanlar için faydalı olan denemelerin hiçbiri bende aynı son ile bitmedi. Hayatımızın oldukça fazla bir bölümün zaten denemeler üzerine kuruyoruz. Ama bu denemeler sonucunda vardığımız sonuçlar neden hep farklı oluyor bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Mektubunu dikkatle okudum gerçekten hissetiklerini tariflemen bende hiç de Kramer’e karşı kararsız olduğunu gösterir görüntüsü sergilemedi. Doğrusunu istersen anlattıklarında çıkardığım sonuç çok kontrollü davrandığın yönündeydi. Yalanbaz’dan sonra yeni bir hikayeye başladım. Terkediş üzerine; terk edip gitmek açıklamasız, koşulsuz bir sabah kapı çekip gitmek, kendini bulmak, kendini kaybetmek üzerine.
 “Sen kaybetmekten korktuğun için sevmekten de korkuyorsun Cespuglio. Sevilmekten de korkuyorsun, layik olmadigini dusundugun icin; Düsünmekten de korkuyorsun; sorumluluk almaktan da; Sen, sen  konuşmaktan, eleştirilmekten, duygularını ifade etmekten, reddedilmekten korkuyorsun.
Yaşlanmaktan korkuyorsun Cespuglio ; gençliğinin kıymetini bilmediğin için; unutulmaktan korkuyorsun; bu dünyaya daha iyi birşeyler veremediğini düşündüğün için. Ve ne acı ki ölmekten korkuyorsun Cespuglio, yaşamayı bilmediğin için…”
Hesaplaşsam kendimle, bu korkuların hepsi bende de var demem gerekir ama kaçıyorum hesaplaşmaktan. Ne yapıyorum? Yazıyorum işte korkularımı, Cespuglionun üzerine yüklüyorum. Sıra bana geldi mi erteliyorum; ertelemek en sevdiğim huyum benim. Ve bu korkuları tek başıma yaşamıyorum elbette; iki eksiği Principessa’da, üç fazlası kardeşimde, biri de sende. Aşık olma korkusu var sende. Aşık olmanın neyinden korkulur? İnsan neyinden korkar aşkın? Acısından korkar, terkedilmekten, tek taraflı sevmekten, karşılık bulamamaktan, acısından korkar. Ve haklıdır da. Korkmalıdır da. Ve bu korku hep sıcak tutmalıdır yüreğini. Aşkı var eden acısı zaten. Ulaşılamama ihtimali; ulaştın mı kaybetme ihtimali;. Bunların hepsini sen kendin dile getiriyorsan tartışacak çok mesela kalmıyor bence. Sen zaten aşıksın. Kramer’e, Ayşe’ye, Fatma’ya çok da önemli değil bedenler ve isimler…
Üzerinde konuşmak istediğim bir başka konu daha var. Sana söylediğim veya yazdığım övgü dolu sözlerin garibine gitmesi konusu. Seni anlamakta bazen zorluk çekiyorum. Övgü üzerine düşünüp iki laf etme hakkım var ise sana şunu sormak isterim. Neden seni sana öveyim? Övgümü yapacaksam giderim Principessa’ya, Bordo’ya veya başka insanlara – ki söylüyorum zaten -  derim ki bu adam çok güzel yazıyor şöyle iyi yazıyor böyle iyi çiziyor diye. Gelip sana neden öveyim körler sağırlar birbirini ağırlar misali. Ben seninle objektif fikrimi paylaşıyorum. Ve fikrim açık. Hoşuna gitsin diye söylemiyorum. Sen iyi yazıyorsun. Bu kadar. Ayrıca bu fikrimi paylaşmamın garip gelmesini de anlamakta zorlanıyorum. Bahsettiğin nedenler elbette kabul görür. Ama bana aykırıdır, yaşam tarzıma uygun değildir bu tip düşünceler. Ben seni desteklemezsem, onare etmezsem, takdir etmezsem; böylesine kapalı bir toplumda kim yapacak bunları;. Kim yüreklendirecek yeteneğin olan bir konu üzerine. Bizim yetiştiğimiz aileler çocuklarının yetenek, ilgi ve becerilerini ortaya çıkartmak yerine; kulaktan dolma bilgiler ve kişisel ihtiraslar ve sırf statü ve mülkiyet endişesi ile istemediğimiz bir mesleğe bizi yönlendirmek gibi bir hatada bulundularsa; ve buna karşılık yaşamımızda devrim niteliği taşıyacak bir cesaret ile biz de karşı çıkamadıysak; bastırıldıysak, ezildiysek, susturulduysak ve ne acıdır ki ağzımızı açıp bir çift laf edemediysek; aynı hataları bugün niye tekrar edelim. Benim gözümde sen bir yazarsın ve eminim birgün yazdıklarını bu kısıtlı çevremiz dışında pek çok insan okuyacak ve sen bu dünyaya, ardında seni taşıyan bir eser  bıraktığın için huzur dolu olacaksın. Buna adım gibi eminim. Neden biliyormusun çünkü bu tutku beni de yakıp kavurmakta ve senin için istediklerimi kendim içinde istiyorum. Başarı destekle ortaya çıkmazsa kalıcı olmaz dostum. Eğer biz birbirimize dost diyorsak bana böyle şekilsel ve biçimsel açıdan anlamsız şeyler yazma bir daha. Bana en başta Principessa’nin ve ardından dostum dediklerimin  takdiri yeterlidir. Başkası etmiş veya etmemiş umrumda olmaz.
Sabırsızlıkla bir sonraki mektubunu bekliyorum. Annemin ellerinden öperim; Hürmetli babanıza saygılarımı sunarım. Esenlikle kal.
Cinquecento

Not: Görsel - Letter  / Karankaran

2 yorum:

güneygül dedi ki...

yüregi güzel insanları okumaktan onur duydum.

B.Ozgun dedi ki...

O "onur" güneygül'ün yazdığı yorumu okuyana aittir...