Ölümsüzlük üzerine...

Bazı insanlar vardır; aynı kalemi eline alıp, aynı fikri bir başka dile getirirler. Kimisi vardır; aynı fırça ile aynı rengi kullanıp bambaşka desenler yaratır. Ve bazı müzisyenler vardır; aynı notayı aynı perdeden çalar ama ses bir başka çıkar...

Festival programının açıklandığı ilk gün, “mutlaka gidilecek” notuyla işaretlediğim tek konseri bu gece izledik. Harbiye Açık Hava sahnesinde Miles Davis anısıa üç büyük müzisyen vardı.
Marcus Miller’in bu izlediğim kaçıncı performansı bilemiyorum ama bugüne dek duymadığım bir tonda, görmediğim bir kompozisyonda, üst düzey bir projenin gerçek lideri olarak sahnedeydi. Herbie Hancock, müzikal karakteri ile Davis’i hakkıyla anabilecek belki de en uygun sanatçıydı. Wayne Shorter ise tüm gece ama tüm gece saksafonu ile ağıt yaktı.
Ortaya çıkan çocukluğu, gençliği ve olgunluğu ile Miles Davis’in ta kendisiydi. Maviye, mora, sarıya, kırmızıya boyandı sahne. 
Ölümsüzlük böyle birşey işte.

0 yorum: