Söyle bana garip okur. Paris’te ancak bir tabut kadar büyük odada yatağının ucuna sandalye çekip bir kutu sardalya, bir sulu armut yediğini; bir şişe şarabı yudum yudum içtiğini bilir misin? Belki bilirsin. Peki bunu hiç Paris’e gitmeden, o karanlık odaya girmeden, sardalyaları elinle tutup, şarabı gözünle görmeden, sadece ve sadece okuyarak yapabilir misin? Hahh!! Yakalandın. O zaman Süskind’in Güvercin’ini okumamışsın.Bu memlekette kırk yılın başı kitap okuyan da, kafasını kitaptan kaldırmayan da bilir “Koku” isimli Patrick Süskind kitabını. En azından kendi yaş grubumda tanımadığım insanlarla okuduğumuz ortak kitapları bulma konusunda banko kazanandır “Koku”. Bir kaç yıl evvel filmi de geldikten sonra iyice ayyuka çıkmış her evin baş köşesine okunsa da okunmasa da yerleşmiştir. Kitabın haklı şöhreti ancak benim “Şöhret”e olan antipatik görüşlerim nedeniyle bugüne dek başka hiçbir Süskind kitabı okumamıştım. Hatta Türkçe’ye çevrilmiş başka kitabı olduğundan dahi haberim yoktu. Taa ki Meltem “Okunacak!!!” diyene kadar. İyi ki demişsin Meltem. Sayende küçük dünyasına sıkışmış bir adamın, o heryerde olan ancak bir türlü farkedilmeyenin, bir güvercin yüzünden altüst oluşuna tanıklık ettim. Aldığım haz, okuduğum satırlarla sınırlı kalmadı. Bir akşam o sardalyayı, o sulu armutu yedim ve şarabı içtim. Hem de Paris’te....
2 yorum:
Her insan biraz gariptir..
Parisde değil ama ,sırtımı dağlara dayadığım pencerenin aralığından ayı seyrederken ve de kavunlu dondurma yerken yazın bana eşlik etti.
Sevgiyle...
Ne mutlu bana...
Sevgiler...
Yorum Gönder