Kimi vapur bekler, uçak bekler, iftara on kala pidenin çıkmasını bekler. Vakti doldurup eve gitmeyi, sabah olup uyanmayı, akşam olup yatmayı bekler. Bu bekleyişler saftır, çıplaktır, salttır, mutlaktır. Vakit gelir vapur kalkar, pide pişer sofraya düşer. Ancak kimi bekleyişler vardır ki içinde umut barındırır. Bu umut içinde sabrı taşıyan belki bir çuvaldır. Sabrı taşan/ çuvalı yırtılan eyleme geçer; taşmayan / çuvalı sağlam olan eylemsizliğe gömülür. Bekler oğlu bekler. Kimi kurtarılmayı, değişmeyi, kurtulmayı, değiştirmeyi bekler. Kimi gideni, kimi geleni bekler. Bunların hepsi bildik sözler, bildik görüşler. Oysa Marquez, -her zaman olduğu gibi- "Albay'a mektup yok" kitabında "bekleyen ve beklenen üzerine beklenmedik bir eyleme geçilebilir mi insan?" bunu sorguluyor. Sabrı zorluyor; selameti bir türlü göstermiyor. Beklemek ancak ümidini yitirmeyenlerin üstlenebileceği asil bir sorumluluktur.
Sonucu ne olursa olsun.
4 yorum:
Her insanın içinde hiç yoksa birazda ümit vardır.Ümit hayata tutunma ipleridir.Kim ki ümidini yitirirse ipleride bırakmış olur.
Hayatta en umutsuz görüneninde mutlaka bir ümidi vardır...
Mutlu ve umutlu günlere...
sevgiyle..
Beklemek, eğer kendisine bir anlam yüklenmişse, bekleyenin davranışını asil kılar.
Yoksa, beklemek öğretilmiş bir davranış halini almışsa, içinde ne umut barındırır ne asalet.
Beklersin... gelir... gidersin.
Beklersin... gelmez... beklersin... gelmez... gidersin... o gelir, sen çoktan gitmiş olursun.
Geriye de bekledikten sonra giderken, orada unuttuğun umudun kalir. Tabii vardıysa...
Uzun Uzak Adam,
Seninle tabirinle yazıyorum.
Budur !!!
Sevgili Elif,
Seni sadece okuyarak tanıdım ve şunu diyebilecek gücü bana veriyorsun.
İyisin ve umutsun....
Yorum Gönder