Bazen gece ile gündüz, gerçek ile hayal, düş ile kabus yer değiştirir; neyin doğru neyin yanlış; kimin haklı kimin haksız olduğu içinden çıkılmaz bir soruna dönüşür; adam kuytusuna çekilir; birinin veya bir şeyin gelip tüm bu karmaşayı nefesiyle dağıtmasını; dokunuşuyla yordamına sokmasını; aydınlığı ile huzur verip adam için doğruları seçip önüne koymasını bekler. Kimse gelmez... Adam bekler... Dakikalar karanlık bir otel odasında telaşsız işkence eden bir düşman gibi ağır ağır ilerler. Kimse gelmez.... Adam bekler....Saatler bir türlü bir sonrakine devrolmaz. Zaman durur mu? Belki durmaz... Ama kimse gelmez.... Sabah olmak; güneş doğmak bilmez... Adam bekler....
Sanki, karanlık sulara çökmüş bedeni muhtaç olduğu nefese kavuşma çabasındaymış gibi; uğultudan kaçıp kurtulmak istermiş gibi; derin bir iç çekişle açar gözünü. Baktığı tavanın az önce karanlıkta gözünü diktiği çatlamış ve kabarmış yüzeyle aynı olduğunu anlayıncaya kadar kıpırtısız durur bir süre.... Acı bir yutkunma ile doğrulur. Ellerinin arasında aldığı başını taşımaktan yorgun anlar ki; dün gece olan biten ve sonunda darmadağın eden her şey olduğu gibi ceplerinde durmaktadır. Adam bekler. Ne yapacağını bilmez... “En iyisi gitmek” der... “Bir an önce gitmek”...
Artık takip etmekte zorlanır yol çizgilerini. Bir tanıya ve bir tedaviye ihtiyacı olduğunu illa ki yalnız mezar taşlarına bakınca mı anlar insan? Kemikli elleriyle yüzüne düşen bir tutam saçını düzeltir; çukura kaçmış haylaz gözleriyle nemrut bir bakış atar; sararmış bıyıklarından hırıltılı sesi dökülür... “Ömür dediğin üç gündür; dün geldi geçti; yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür; o da bugündür.” der Can'ın biri... Adam da bilir bu gerçeği. Ama unutur; adamda bilir ama... Gittikçe bitmiyor yollar; tüm virajlar aynı noktaya getirir. Tüm düzlükler rampaya, tüm rampalar düzlüklere kavuşur. Ama bir türlü kavuşamaz varacağı her neresiyse. Avucunda bir nasır peydahlanır sıkmaktan direksiyonu. Her iki yüzünde de bir çıban biter; içi kan ağlarken kendini gülmeye zorladığı için. Adam bekler....
Yıllar yıllar evvel -artık aynı odada durmaya dahi dayanamayan- bir kadın ve bir erkek; sanki hiç bitmeyecekmiş gibi mutluklukları; sanki hiç ayrılmayacaklarmış gibi bir paket uzatmışlardı. İçinde “Özgürlükten kaçış” ı anlatan bir hikaye vardı. Adam uzunca bir süre bekletmiş kitabı; okumak için istediği şartları bilinçli olarak oluşturmamıştı. Adına kitap alınan kişi olarak neden özgürlükten kaçtığını düşündürtmüştü bu insanlara? Kendini ne zannediyor? ne hakla yüzüme bakıp bir teşhis koyuyor ve tedavi için bu kitabı veriyorlardı. Küstahlık... Ne kadar dirense de; her kitap okunacak zamanını sabırla bekler.
Her gözünü açıp kapayışında binlerce iğne batar gözlerine. Uyku son birkaç gündür sadece yıkılmak anlamını taşır puslu zihni için. Onca sorular arasından bir cevap bulur kendine ve ama saklamaz eline kalem alır kağıdı önüne çeker....
"Sen ve ben öğrenilmiş çaresizliklerin kucağındayız birer kurban gibi... Sen; yapamadığın herşeyi bana, ben yaptığım her şeyi sana yüklüyorum. Sen tüm hayallerinle bana; ben tüm beklentilerimle sana vuruyorum. Yorgunluktan bitap olmuş birer köşeye sığınınca; biraz nefes alıp düşününce; sen kanayan yüzümü; ben kanayan yüreğini görünce sarılıyoruz birbirimize. Ve birer suçlu buluyoruz analar, babalar, kaçan fırsatlar, yanlış kararlar içinden... Herşey ve herşey bize tuzakmış; herşey ve herşey bize karşıymış. Biraz su serpiliyor yüreklerimize. Ama kor sönmüyor nedense... Unutuyor. Devam ediyoruz....
Oysa sen ve ben kurtuluşlarımızı; özgürlüklerimizi, hayallerimizi el değiştiriyoruz karşılıklı. Karşılıklı fedakarlıklarımız üzerine vurucu hatta öldürücü cümleleri aklımızın bir köşesine not alıp bir sonraki çatışmamızda kullanmak üzere biliyoruz en keskin hali için. Ne çok çaba sarfediyoruz değilmi herşey daha iyi daha güzel olsun diye. Oysa benim çabalarım fasarya; seninkiler lakırdı.... Uğraşlar hep birbirimiz için oysa. Sen benim için; ben senin için yaptık tüm bunları... Onlarca sorumluluk almışken birbirimiz için; tonlarca yük taşırken sırtımızda neden sonuç hep aynı?... herşey hep aynı... Karşılıklı özürlerimiz var kuytularda.
Oysa sana uyanışımı söyleyeyim. Yaptığımız sadece ve sadece hiçleştirmek kendimizi. Öğrenilmiş çaresizlikler içindeyiz ikimizde. İki çaresiz bağımlı... ve elimizi kolumuzu sarmalamış eylemsizlik sonucu. Her ikimizde mevcut rahatsızlıklarımızı çözmek için harekete geçmede gücümüzü yadsıyarak; başımıza gelenler için önce başkalarını sonra birbirimizi suçluyoruz. Yaşadığımız tüm olumsuzluklar “onlar” ve “senler” yüzünden!"
Görsel: David Kessel - Settling Accounts
Görsel: David Kessel - Settling Accounts
2 yorum:
yenilenen ve yinelenen kacınılamayan ve sorgulanması hic bitmeyen olaylar ve olmus bitmişler için derin nefes alısların aralanmadığı eylemliliğimle okuduğum yazınız bozkır da ağaclı bir durak bulmanın huzurunu yasattı. bir yudum suyu kabul ediniz.
Bu ne muthis bir yorum boyle...
O yudum su icin tesekkur ederim...
Yorum Gönder