Su Yücel Üzerine...

Dün akşam ressam Su Yücel’in konuk olduğu bir belgesel izledim. Hasan Ali Yücel’in torunu ve Can Yücel’in kız olmak yanısıra ressam kimliğiyle Su Yücel adı gibiydi.
İstiklal caddesindeki atölyesinde nasıl çalıştığını, Kuzguncuk ve BurgazAda’daki yaşamını, katıldığı projeleri, Strazbourg’u, Londra’yı, Kardak’ı, Mardin’i ve Diyarbakır’ı anlattı. Çok yorgun gözüküyordu ama yılgın değildi. Telaşlıydı resimleri ve içiçeydi hayal ile gerçek. Resimlerini değil ama kendisini, devinimini, değişimini, o telaşlı halini çok sevdim. Nesnelere yüklediği anlamlar, İstanbul çeşmeleri, vapurları ve antikacılardan topladığı objelere karşı geliştirdiği yaklaşım çok duyarlıydı.
Son dönem yaptığı desen çalışmalarını tamamladıktan sonra ait olduğu yere dışarı bırakıyor Su Yücel. Camı açıyor ve boşluğa bırakıp rüzgara teslim ediyor. Ondan sonra desen İstiklal Caddesi’nde süzülerek yürüyen insanların önüne düşüyor. Bu düşüşe tanıklık eden birkaç genç “bu da ne böyle” gibisinden kafasını kaldırıp göğe bakıyor ve hemen ardından üzerinden atlayıp yoluna devam ediyor. Ve desen artık caddenin oluyor.

3 yorum:

Bugday Tanesi dedi ki...

Yücel'lerden bahsedilince hep Datça gelir aklıma.Datça'nın kokusunu taşıyor gibiler.Datça kadar canlı ama Datça kadar ulaşılmazlar sanki.Belki de Datça'yı böylesine muhteşem kılan onların kelimeleri ve çizgileridir kim bilir?

Burcin Ozgun dedi ki...

Harika bir yorum Buğday Tanesi,
Sayende kapıyı çarpıp Datça'ya gidesim geldi.
Tesekkurler...

Sezi dedi ki...

Benim de:)